Hakkımda

Okumayı, öğrenmeyi ve öğrendiklerini paylaşmayı seven biri…

Adsiz tasarim

Merhaba, ben Esra. Bu blogun yazarıyım

Hakkımda yazıları genellikle iş, hobiler ve başarılar üzerine kuruludur; ama ben burada, sohbet havasında, kendimle ilgili bilgi vermek istiyorum.

Öğrencilik hayatım boyunca hep ortalama bir öğrenci oldum; ne çok kötüydüm ne de övgü alacak kadar iyiydim. Lisedeyken ailem, çevrem, akrabalarım ve lisedeki hocalarım bana, üniversiteye gittikten sonra sanki her şey kolay olacakmış gibi bir algı verdiler: eğitim sadece üniversite için geçerli, ondan sonrası meslek edin, para kazan yeterli… Sürekli ders çalış, üniversiteye git… Tabi bana kimse torpilden, öğrenciyi kazıklamaya çalışan esnaftan, hem çalışmanın hem okumanın zorluğundan, bir meslek seçebilmek ve kariyer inşa edebilmek için önce kendini tanımanın öneminden bahsetmedi. Tek bildiğim şey sürekli çalışmam gerektiğiydi; ancak ben neden bu kadar çok çalışıyordum hiç sormadım kendime ve sistem de bunu umursamadı zaten…

17-18 yaşındaki bir çocuğa önce kendini tanıması öğretilmemeli miydi? “Hangi mesleği seçeceksin?” cümlesi bugün de hâlâ kabusumdur. Zaten birçoğumuz, ekonomik koşullar nedeniyle kendimizi tanıyabilecek, yeni arkadaşlıklar edinebilecek ve güzel anılar ile tecrübeler kazanabilecek hobiler ve aktiviteler dahi yapamıyoruz…

Neyse, ben de sınav için o kadar sinir, stres ve anksiyete yaşadıktan sonra, sadece eğitimin üniversitede olduğunu zannederek bir üniversiteye gittim. Bankacılık ve Sigortacılık bölümünü okudum, ancak mezun olmadım. Çünkü eğitimin kalitesizliğini fark ettim ve bu bölümü gerçekten kendi isteğimle mi seçtiğimi sorgulamaya başladım; ayrıca “hayatın anlamı ne, ben neden böyleyim?” gibi varoluşsal krizler yaşadım ve mezun olmanın gereksiz olduğu kanısına vardım. Zaten torpilim de yoktu…

Asıl mesele mezun olduktan sonra başladı: Bu sorular beynimi iyice kemirmeye başladı. Sahi, ben şimdi ne yapacaktım? Yolumu nasıl çizecektim? Sadece çalışmamı söylemişlerdi bana, hayatın anlamını sorgulamamı değil. Daha sonra küçük küçük araştırmalar yaparak ve planlar çıkararak yolumu çizmeye başladım. Bu süreçte SEO ile tanıştım. Bu alanın karakterime daha uygun olduğunu fark ettim ve o alana yöneldim. Ardından, kendimde değiştirmek istediğim kötü alışkanlıklarımı ve özelliklerimi değiştirmek için yola koyuldum.

İşe ilk önce kitap okuma alışkanlığı edinerek başladım. Evet, geç yaşta başladım ama olsun; zararın neresinden dönersen kârdır. Geçmişte yaptığım hataların ayağıma pranga gibi dolanmasını istemedim. Ajitasyon yaparak kendimi kurtaramazdım. Hem Cesur Yeni Dünya kitabının yazarı Aldous Huxley ne demiş:

“Eğer kötü bir davranışta bulunduysanız, pişmanlık duyun, elinizden geldiği kadar durumu düzeltin ve bir dahaki sefere daha iyi davranmaya bakın. Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.”

Bu felsefeyle yoluma devam ettim. Bu süreçte şunu öğrendim: Eğitim sadece üniversitelerde verilen bir şey değildi ve hayat boyu öğrenmenin çok daha sağlıklı olduğunu fark ettim. Bizler genellikle üniversiteden sonra mesleğimizi elde ettikten sonra öğrenmeyi bırakıyoruz; bunun yanlış olduğunu gördüm ve hayat boyu öğrenmeye, merakımı diri tutmaya karar verdim.

Sabah erken kalkma alışkanlığı kazandım (tabii arada hâlâ kalkamadığım zamanlar oluyor 🙂 ) ve elimden geldiğince okumaya, öğrenmeye, araştırmaya çalışıyorum. Bunun sonucunda düşündüm ki, öğrendiklerim neden sadece benimle kalsın? Önce okuduğum kitaplar hakkında çevremle konuşmaya çalıştım, ama kitap okuyan insan sayısı o kadar az ki neredeyse hiç… Öğrendiklerimi başkalarıyla paylaşma ve farklı bakış açılarını dinleme ihtiyacı içerisindeydim.

Bunu nasıl yapabilirim diye araştırırken blog açma fikrini buldum. Ve karşınızda, bu blogu oluşturdum.

Benim yolculuğum hâlâ devam ediyor; buraya kadar gelebilmem öyle hemen kolay olmadı. 4-5 yılımı aldı ve o süreçte çevre baskısı, evlenme baskısı, iş baskısı, anksiyete, stres, ekonomi ve daha birçok zorlukla mücadele etmek durumunda kaldım. Ama yine de kendi hayatım için çalışmak ve elimden geleni yapmak bana huzur veriyor. İmkanlarım dahilinde üretmeye ve çalışmaya devam ediyorum.

Geriye dönüp baktığımda, “İmkanlarım dahilinde elimden geleni yaptım” diyebilmek istiyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi:

“Hiç kendini denemeyecek misin? Ne olduğunu, kim olduğunu öğrenmeden mi öleceksin?”

Hiç kendi potansiyelimi görmeden, hayatım için çabalamadan ve kim olduğumu öğrenmeden ölmek istemiyorum. Unutmayın, ölmek sadece toprağın altına girmek değildir; ben yaşarken ölmek istemiyorum, insanların bana vermiş olduğu kalıplarla yaşamak istemiyorum…

Hâlâ öğrenecek, keşfedecek ve tecrübe edecek çok şey var. Ben ise elimden geleni yapmaya gayret gösteren biriyim. Hepsi bu kadar.

Sevgili okuyucu, umarım yazılarımı beğenirsin. Sen de hayatını daha güzel hâle getirmek için çabalamaktan vazgeçme; bazen küçük adımlar bile büyük değişimler yaratır. Yazılarıma yorumlarını çekinmeden bırak, senin düşüncelerini okumak beni mutlu eder.

Yazılarımda buluşmak dileğiyle, kendine iyi bak sevgili okuyucu.

“En iyi intikam, kendine iyi bakmaktır.. Akıl ve ruh sağlığına iyi bakmaktır.. Hedeflerine ulaşmaktır.. Daha iyi bir sen olmaktır.. Unutma, senin ışığın, sözsüz bir şekilde her şeyi anlatır..”