Sürekli yetişme hissi- koşan adam illüstrasyonu

Sürekli Yetişmeliyim Hissi: Nereye Koşuyorum?

Siz hiç sürekli yetişme hissi içinde “Yaşıtlarım kendi hayatlarını kurmuş gibi görünüyor. Kimisi evlenmiş, kimisi işinde yol almış, kimisi hayallerine yaklaşmış. Onlara baktıkça kendimi bir yarışın içinde gibi hissediyorum. Sanki zaman benden hızla kaçıyor, ben ise geriden geliyorum. İçimde sürekli bir ‘yetişmeliyim’ baskısı var. Daha hızlı olmalıyım, daha çok çalışmalıyım, yoksa her şey için geç kalacağım gibi geliyor..” tarzı düşündüğünüz şeyler oluyor mu?

Son dönemlerde sürekli hızlı hızlı bir yerlere yetişmeye, işlerimi hızlı hızlı yapmaya, sürekli öğrenmeye, araştırmaya ve araştırdıkça “Öğrenecek ne çok şeyim varmış, daha fazla okumalıyım, daha fazla kursa yazılmalıyım, daha fazla araştırmalıyım.” diye düşünüp baskı altında, geç kalınmış hissettiğiniz oluyor mu?Sanki herkesin hayatı kusursuzmuş ve bir ben zorluklar yaşıyormuşum gibi düşündüğünüz?

Bazen sadece ama sadece durmak istediğiniz, belki bir ağaçlık yerde, belki bir göl kenarında, belki de sadece kuş cıvıltılarını dinlediğiniz bir yerde durmaya, sadece nefes alıp vermekten ve etrafı seyretmekten başka bir iş yapmadığınız bir an yaşamak istediğiniz oluyor mu? Çünkü son zamanlarda, yani neredeyse birkaç yıldır, bunları sıklıkla yaşıyorum. Bu beni daha kaygılı, daha baskı altında hissetmeye, daha öfkeli ve sürekli hızlı hareket eden biri haline getirdi.

FOMO (Gelişmeleri Kaçırma Korkusu) Nedir?

Bu durum ise İngilizcede “Fear of Missing Out” (FOMO) olarak bilinen bir duyguya yol açmaktadır. Türkçeye “Gelişmeleri Kaçırma Korkusu” (GKK) olarak çevrilen bu kavram, bireyin bilgi, olay, deneyim veya yaşam kararları hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığı veya bunları kaçırdığı düşüncesiyle ortaya çıkan bir kaygı hâlidir. Bu kavramın ilk olarak 1996 yılında Dr. Dan Herman tarafından tüketim davranışları bağlamında ortaya atıldığı belirtilmektedir. Ancak FOMO, ilk olarak internetin yükselişiyle ve sosyal medyanın desteğiyle birlikte psikolojik bir olgu olarak daha geniş bir ilgi görmeye başlamıştır.

fomo surekli yetisme hissi

Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması, 2024

İnternet kullanan bireylerin oranı %88,8 oldu

İnternet kullanım oranı, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2023 yılında %87,1 iken 2024 yılında %88,8 oldu. Cinsiyet ayrımında 2024 yılında İnternet kullanım oranı; erkeklerde %92,2, kadınlarda %85,4 olarak gözlendi.

Przybylski ve arkadaşları (2013) tarafından yapılan tanıma göre FOMO, kişinin bulunmadığı bir anda “Başkalarının daha tatmin edici deneyimler yaşadığına dair bir endişe” hâlidir. Sosyal medyanın yaygınlaşması bununla beraber sürekli bir kıyas, bir karşılaştırma halinin ortaya çıkmasıyla daha da yaygınlaşmış durumda. Özellikle 2025 dünyasında, yapay zekânın her gün daha akıllı bir sürümünün çıktığı, haber sitelerinde sürekli “Yapay zekânın işsiz bırakacağı meslekler”, “İnsanlara artık ihtiyaç kalmayacak, insan iş gücüne olan talep azalacak ve işsizlik artacak.” ya da “Yapay zekânın ele geçiremeyeceği meslekler” gibi haberler yüzünden elimizdeki işlerden, mesleklerden şüphe ettiğimiz, hatta bu yüzden alan değiştirmek istediğimiz, kaygılı hissettiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Peki, bununla nasıl başa çıkacağız? Bununla ilgili hükümetler gerekli önlemleri alacak, eğitimleri düzenleyecek ve gereksiz bölümleri yeniden gözden geçirecek mi?

Ait olma ihtiyacı, sosyal onay beklentisi, sosyal bağlantı kurma arzusu, bireyleri sosyal medyayı sürekli takip etmeye ve başkalarının deneyimlerine dâhil olmaya yönlendirebilir. Özellikle Z kuşağı dediğimiz, dijital dünya ile iç içe büyümüş neslin FOMO’dan daha fazla etkilendiği aşikâr. Türkiye’deki ekonomik zorluklar, bireylerin kendilerini ifade edemediği, kendi potansiyellerini ortaya çıkaramadıkları, sevdikleri hobileri yapamadıkları (çalışma saatleri ve maddi durum el vermediği için) yaşama sıklığını artırmaktadır.

OECD: Haftada 60 saatten fazla çalışanların oranı en fazla Türkiye’de

Ana işinde haftada 60 veya daha fazla saat çalışanların oranı (2020)

https://tr.euronews.com/2022/05/26/oecd-turkiye-haftada-60-saatten-fazla-cal-san-kisi-oran-en-fazla-olan-ulke

Euronews verilerine göre ülkelerin yıllık çalışma sürelerini gösteren grafik

Öz Belirleme Teorisi (Self-Determination Theory), temel psikolojik ihtiyaçların (özerklik, yeterlilik ve ilişkisellik) karşılanmaması durumunda bireylerin FOMO gibi olumsuz deneyimler yaşayabileceğini öne sürer .

Temel psikolojik ihtiyaçlara bağlı öz değerlendirme teorisi görseli

Bir bireyin yaşamında bu temel ihtiyaçlar yeterince karşılanmadığında, FOMO yaşama olasılığı daha yüksek olabilir. Bireyin sosyal yeteneklerine olan inancı arttıkça, FOMO yaşama eğiliminin azaldığını sürekli olarak göstermektedir.
Bu negatif ilişki, sosyal becerilerine ve başkalarıyla bağlantı kurma yeteneklerine daha fazla güvenen bireylerin, başkalarının neler yaptığına dair kaçırma kaygısı yaşama olasılıklarının daha düşük olduğunu göstermektedir. (Fear of missing out (FoMO) mediate relations between social self-efficacy and life satisfaction)

FOMO deneyimi, beraberindeki yetersizlik, kaygı ve sosyal dışlanma duygularıyla olumsuz benlik algılarına katkıda bulunabilir ve bir bireyin genel yetkinlik duygusunu düşürebilir. Başkalarıyla sürekli kıyaslanma, benlik inancını aşındırabilir. FOMO’nun tetiklediği, başkalarının görünüşte mükemmel ve heyecan verici yaşamlarına sürekli maruz kalma, gerçekliğin çarpıtılmış bir algısını yaratabilir ve bireylerin kendi deneyimlerinin değerini ve kalitesini sorgulamalarına, sonuç olarak yetersizlik ve kaçırılmış fırsatlar duygularını besleyerek öz yeterliliklerini düşürmelerine yol açabilir.

Sürekli Yetişme Hissi: Peki bunun çaresi var mı?

Sosyal Medya Kullanımını Bilinçli Hale Getirmek: Sosyal medyada geçirilen süreyi sınırlamak, bildirimleri kapatmak, sosyal medyayı hangi amaçla kullandığınızın farkında olmak ve sizi olumsuz etkileyen veya kıyaslamaya yönlendiren hesapları takibi bırakmak önemlidir . Bilinçli kullanım, sosyal medyanın potansiyel tetikleyicilerine maruz kalma sıklığını azaltarak FOMO’nun yönetilmesine yardımcı olur.  

Aslında burada önemli olan, sosyal medyada neyi seçtiğimiz. Yani hangi içeriklere bakmak istiyoruz? Kimi takip ediyoruz, hangi gönderileri beğeniyoruz? Bunlar bizi kaygıya mı sürüklüyor yoksa gerçekten bize bir şeyler mi katıyor. Eğer sürekli olarak kendinizi bir kıyaslama döngüsü içinde buluyorsanız, belki de o “mükemmel” görünen hayatları takip etmeyi bırakıp, ilham veren, öğreten ve motive eden içeriklere yönelmenin zamanı gelmiştir.

Farkındalık ve Anı Yaşama: Derin nefes alma, meditasyon gibi farkındalık egzersizleri yapmak ve mevcut ana odaklanmak, dikkati başkalarının ne yaptığına değil, kendi deneyimlerinize yönlendirmenize yardımcı olabilir . Çevrimdışı aktivitelerle tam olarak meşgul olmak da anı yaşama becerisini güçlendirir.  

FOMO hissini biraz azaltmak için farkındalık kazanmak gerekir. Farkındalık ise önce kendini tanımakla başlar. Kendinizi daha iyi tanımak için Kendini Tanımak Üzerine Yolculuk yazımı okuyabilirsiniz

Gerçekçi Beklentiler ve Kişisel Değerler: Sosyal medyanın genellikle hayatın sadece bir kesitini ve olumlu yönlerini yansıttığını unutmamak önemlidir . Kendi hedeflerinize, değerlerinize ve başarılarınıza odaklanmak, kendi hayatınızı başkalarıyla karşılaştırmaktan kaçınmak, FOMO’nun etkisini azaltabilir .  

Gerçek Dünya Bağlantılarını Güçlendirmek: Aile ve arkadaşlarla yüz yüze etkileşimlere öncelik vermek, çevrimdışı sosyal aktivitelere katılmak ve anlamlı ilişkiler kurmak, aidiyet duygusunu artırarak sosyal medyaya olan bağımlılığı ve FOMO’yu azaltabilir .

Hobiler ve İlgi Alanlarına Odaklanmak: Keyif aldığınız hobilerle uğraşmak ve yeni ilgi alanları keşfetmek, hayatınıza anlam ve tatmin katmanın yanı sıra, başka şeyleri kaçırma hissini de azaltabilir.  

Profesyonel Yardım Aramak: Eğer FOMO yaşam kalitenizi önemli ölçüde etkiliyorsa, bir terapist veya danışmandan destek almak faydalı olabilir . Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), olumsuz düşünce kalıplarını ele almak ve daha sağlıklı başa çıkma mekanizmaları geliştirmek için etkili bir yöntem olabilir.

Sonuç olarak bu sadece basit bir duygu durumu değildir. Bunun özellikle küçük yaşlardan itibaren ellerinde telefon ile büyüyen çocuklar ve gençler için daha tehlikeli bir durum olduğu net bir şekilde gözlemlenebilir. Fomo’nun basit bir endişe olmadığını, bireylerin psikolojik ve davranışsal sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek karmaşık bir olgu olduğunu göstermektedir. Her ne kadar sosyal medya bunu tetikleyen bir faktör olsa da, bu duygunun temelinde yatan insan ihtiyaçları ve psikolojik süreçler göz ardı edilmemelidir. Bu konu hakkındaki duygu, düşüncelerinizi ve deneyimlerinizi aşağıda yorumlar kısmında çekinmeden paylaşın lütfen.

Bir Yanıt Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir